tesbihAslında ne birkaç kelimede anlatırım size kendimi,nede bir kaç kelime anlatabilir beni size…

Ben kenar mahallenin,kenar çocuğu,yoklukla terbiye edilmiş,açlığa mahkum yiğit delikanlı.Ben bayram arifelerinde yokluğuma iki damla göz yaşı döken delikanlı.Ben sensizliği senle yaşayan büyük sevdaların savaşcısı.Ne gariptirki,hayatı yaşamak istedikce hayat yaşanmaz hale gelir.Mutluluk denen o kavramın peşinden koşarken ayağımız takılır,düşüverir yuvalanırız, kendimizi bildik bileli.Uçsuz,kuytu köşelerden hakırırız sevdamızı,kimse duymaz sesimizi,sadece bi efes birde azer anlar derdimizi,sarılan bir çifli sigarada unuturuz gençliğimizi… Verilen savaşlar boşunamıydı oysa,bizimde büyük adam olma hayallerimiz vardı.Bir tesbihin tanelerinde çektik sabırı,imamelerde gördük kahpe insanları,Kendimize söz verdik,yılmayacak,yıkılmayacaktık. Anlaşılan o ki sadece kendimizi kandırmışız.Kimse anlamadı bizi ,  kenar mahallemdeki kaldırımlardan başka,kimse dinlemedi derdimizi o yaşlı cınar mehmet amca gibi,hala radyoda babadan kalma ayrılık türküleri,hala ağzına kadar dolu kültablasından odama yayılan mistik koku ve hala aklımda sen…Kimileri gülüşlerimi aldı götürdü benden,kimleri ise umutlarımı çaldı karanlık gecede,bir polisin telsiz sesinde kaybettim zaman zaman kendimi saatlerin hiçbir önemi kalmadı artık  her an her dakika her saniye sensizlik benim için.Zaman sonbahar,hafiften buğulanmış odamın camından bakıyorum dışarı,rüzgar alıp götürüyor çınar ağacından dökülen yaprakları,tıpkı senin benim hayallerimi ve umutlarımı alıp götürdüğün gibi…Şimdi sensizliği yaşıyorum,senden kilometrelerce uzakta,seninle yatıp,seninle kalkıyorum.Ölmeden ölmüş bir ruhla,yaşam ile ölüm arasında gidip gelen bir beden taşıyorum.Ellerim ve sesim titremekte,korkuyorum konuşmaktan ve elimi uzatmaktan.En son senle konuşmuştum,gitme diyebilmiştim sadece ; gitme..!  Sense dinlememiştin beni ardına bile bakmadan,dağları,dünyaları yerinden oynatıp gitmiştin.Beni yıkılan umutlarım,kaybolan hayallerim ve intihara meilli düşüncelerime bırakıp  gitmiştin..!Şimdi aradan yıllar geçti,ben hala senin bildiğin o kenar mahalerin kenar çocuğu,ben hala serseri kaldırımların vazgecilmez yolcusu,ben hala senin bildiğin yokluğuna ağlayan yiğit delikanlı… Aradan uzun yıllar geçti ve çok şey değişti…! Bir tek ben ve sevgim değilmedi.Hala titrek sesim,soğuktan morarmış dudaklarımdan iki kelime altı hece.Seni,seviyorum !

Üstad'dan

Üstad'dan

Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi… Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller… Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller… Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, “Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum” dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç bir şey kaybetmemişti… Onları hiç bir şey ayıramazdı… Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm… Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika gece kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü… Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış, sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı… Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu… Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara… Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok… Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine? Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı. Sevdiğine bir şey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki… O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık bıkmıştı… Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı… Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı… Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu… Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı… Ona olan Aşkı ve Sevgisi onunla beraber ölmemişti.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.