deplasmana otobüsle gidilir.
18 Şub 2009
Soğuk iklimlere yapılan münferit yolculukların, unutulmaz mavralarına ev sahipliği yapan otobüs. Kaosun merkezi. Hafta içi; son ayakta yatan altılının, terkedip giden sevgilinin, ekonomik kriz var diye emeğin hakkını ödemeyen patronun, orhan gencebay’ın, politikanın, futbolun, pardon gözüme toz kaçtı bahanesiyle racon bozulmasın diye geçiştirilen aşk acısının, ”1990′lı yıllar üç otobüs yozgat deplasmanına gidiyoruz” veya ”geçen sene antalya deplasmanındayız” cümleleriyle süslü eski deplasman anılarının ve milyonlarca alakalı alakasız ayrıntının konuşulduğu eşi benzeri olmayan yolculuğun aracıdır deplasman otobüsü.Deplasman otobüsüyle bir defa yolculuk yapan taraftar artık en kral mercedesle gezse bile o muhabbetin tadını özler. Bağımlılık yapar. Deplasmana gitmenin raconudur bu otobüs. İçerde dışarda tribün kovalayan taraftar uçakla veya özel arabayla deplasmana gitmez. Raconu bozmuş sayılır. Rakip takımın şehrine girildiği zaman camlar kabriyoya döner. Taşlarla kırılmış camlarla, hava eksi 20 derece, 15 saat yolculuk edebilecek adamların mekanıdır deplasman otobüsü.
Arka beşliyi kapma savaşları, ”ulan bütün gün benim sigaramdan otlandın mavraları”, polis kontrolünde ”aramazsan arama yar aramazsan arama zaten bi şey bulamazsın emanetler zulada” bestesine karışır ve kaptan daima otobüsü şarampole yuvarlamakla görevlidir. Maç kaybedilmişse dönüş yolunda deplasman otobüsünün abileri mavranın derecesini belirler, sessizlik isteniyorsa arka koltuklara doğru çevrilen sert bir bakış yeterlidir deplasmana yeni başlayan genç nesili hizaya sokmak için. Bu otobüsün müdavimleri tribün hiyerarşini bilir.Takımın en kemik ve kafa taraftar kitlesidir yolcular. Dışarıdan görenlerin ”aa işte bunlarda bu takımın delileri” veya ”şu serserilere bak” diye yaftaladıkları harbi tribün çocuklarıdır bu kültürü alanlar. Tüm genellemelere inat bilgisayar mühendisiyle sanayi sitesi otomotiv tamircisinin yanyana 16 saat yolculuk edip, banka çalışanıyla 2 senedir işsiz olan arkadaşının atılan taşlara karşı koşar adım aşşağıya atlayıp sevilen renkler uğruna beraber ”mevzu” yapabildiği tek sosyolojik dayanışma ortamıdır. Çekilen cefayı sefaya dönüştürecek tek duygu; ortaklaşa hissedilen tarifsiz takım sevgisidir. Deplasman otobüsü; bütün sınıfsal farklar, statü sembolleri, maddi ve manevi ayrımlar, dil , din, renk tartışmalarının unutulduğu tek ortamdır.Dumanaltı koridorlarda, annesi bakkala ekmek almaya gönderse gitmeyecek tribün çocuklarının yerde balık istifi yatarak ülkenin öbür ucuna yolculuk yapmaktan gocunmadığı, tribün aleminin kült figürüdür deplasman otobüsü. bir koltukta üç hatta dört kişi beraber gider, ”takımı yaban ellerde yalnız bırakmamanın” verdiği huzurla akla mantığa sığmayacak uzaklıklara.
Basın Açıklaması
10 Şub 2009
Geçen Gün Beylerbeyi Stadı’nda futbolun dışında çirkin oyunun bir perdesi daha sergilenmiştir. Neye hizmet ettiği belirsiz, neyi amaçladığı ise gün gibi aşikar zihniyet bilinçli bir şekilde 90 dakika boyunca adeta emek hırsızlığı yapmıştır.
Beylerbeyi-Gebzespor maçının hakemi Adem ELGÖRMÜŞ bir futbol karşılaşması yönetmemiştir. Yazılan senaryoyu başarılı şekilde ortaya koymuştur. Gösterdiği davranışların ve verdiği kararların başka bir açıklaması da yoktur.
Karşılaşma boyunca oyunun önüne çıkan akıl almaz hataları ve yönetimiyle futbolcularımızı ve taraftarımızı tahrik etmiş belki de diyet ödeme uğruna bir takımın kaderi ile oynama hakkını kendinde görmüştür. Takımımızı anlamsız ve tartışılan kararlarla eksik bırakmış, taraftarı provoke ederek tahriklere yol açmış adeta takımımızın üzerine oynayıp tek kelimeyle bir sindirme operasyonunu sahne sahne uygulamaya koymuştur. Adem ELGÖRMÜŞ’ün komedi yönetimi bardağı taşıran son damla olmuştur.
Şimdi futbol tarihine karanlık bir gece olarak asılan bu 90 dakikanın ardından beyaz sayfa söylemleriyle yola çıkıp basiretsiz görünümleriyle güvenilir olmaktan uzak kalanlara sesleniyoruz:
Futbolcularımız ve yöneticilerimiz haksız yere ve komik gerekçelerle cezalandırılırken hataları yapanların yanlışları yanlarına kar kaldığı gibi asıl ceza görmesi gerekenler ise Gebzespor’a karşı hata yapmanın bedelini ödüllendirilerek almaya başlamışlardır.
Hakemlerin; takımımız futbolcularına yapılan sertliklere gösterdiği tölerans ve yaklaşım, basit-ucuz ve kolay kart cezaları uygulaması, takımın futbolunu sindirmeye yönelik çalınan düdükler, tribünlerin provokasyonuna yol açan yönetimler ve bunun neticesinde ortaya çıkan komik cezalar artık tahammül sınırlarını zorlamaktadır.
Unutulmasın ki TFF 2.’Lig’de Gebzespor tribünleri 3 kere mavi bayrak almayı hak etmiş bir oluşum olmuştur. Kulübümüzün,futbolcularımızın ve oluşumumuzun spor ahlakı-anlayışı ve duruşu hiçbir şekilde değişmemiştir. Hal böyleyken şimdi soruyoruz “Ne değişmiştir ki bu ucuz kartlar havada uçuşmaktadır?” Kartlarda ve faullerde görülen çifte standart, bazı futbolcularımızı pasifize etmek için gösterilen çabalar arkalarında hep soru işaretleri bırakmaktadır.
Gerçekçi hiçbir icraat-proje ve hamle atağına kalkışmayan, somut bir faaliyet girişiminde bulunmayan, futbol oynanması mümkün olmayan sahalara seyirci kalan ve bu nedenle futbolcuların sakatlanmalarına yol açanlar sadece ikili ilişkilere dayalı düzenlerinde Gebzespor gerçeğini göz ardı edemezler.
Türkiye Futbol Federasyonu yönetimine, Fair-Play adına attığımız her adımın, uzattığımız her zeytin dalının geri dönüşü bizi hem şaşırtmakta hem de yaralamaktadır. Gebzespor camiasının Fair-Play’den anladığı dürüst oyun-etik davranıştır. Biz herkese eşit davranılan bir yönetim anlayışını destekleyeceğimizi her platformda belirten bir camianın ve anlayışın temsilcileriyiz. Biz lekesiz, saf ve adil bir futbol anlayışı istiyoruz.
Ancak tahammül sınırlarını aşan yaklaşımlar, sergilenen vurdumduymaz tavırlar ve Gebzespor maçlarında yaşanan akıl almaz hatalar bizi sessizliğimizi bozmak zorunda bırakmıştır. Ne yazik ki yola çıkarken beyaz sayfa, dürüst futbol, şeffaflık anlayışı sloganlarını şiar edinenler kendilerinin de sonunu kestiremedikleri bir yöne sapmıştır.
Bu şekilde gittiği sürece Türkiye Futbol Federasyonu’na ve kurullarına olan desteğimizi geri çekeceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın. Uzun süren sabırlı bir dönemin ardından bugün geldiğimiz noktada bu federasyon ve kurullarının Türk futbolunu yönetecek kapasitede olmadığına kanaat getirmiş bulunuyoruz.
Hiçbir zaman unutulmasın ki sessizliğimiz acizliğimizden değil efendiliğimizdendir. Federasyon ve onun kurullarına desteğimizi ve güvenimizi gözden geçirmek zorunda kaldığımız şu günlerde kimsenin kuşkusu olmasın ki Gebzespor camiası ve taraftarı haksızlığa karşı her türlü tepkisini demokratik platfomlarda gösterecektir. Etik futbol anlayışımızda kurallara bağlılık, rakibe saygı, haksız avantajdan kaçınma ilkelerinin herkese eşit bir biçimde uygulanması dışında hiçbir beklentimiz yoktur.
MHK’yi kimin yönettiğini bilmiyoruz.
Gözlemciler ve temsilciler kurulunu ve diğer kurulları kimin yönettiğini bilmiyoruz.
Ama artık kimin yönetmediğini biliyoruz.
Gebzespor sahipsiz değildir. Gebzespor Gebzelilerindir.
ESKİÇARŞI | Gebzespor bağımsız taraftar oluşumu.
Allahına kadar ulan!
09 Şub 2009
Allah’a Kur’an’a yemin olsun,bu sevdadan dönenler kahpe, terkedenler şerefsiz olsun.Diyerek çıktık bu yola,bi kere bismillah demişiz , dönüş olmamalı bu saatten sonra kitabımızda.Kimler gelmiş,kimler geçmiş bu betonlaşan tribünlerden,dedeler,babalar,abiler ve şimdi bizler.Yıllarca aynı mücadele verilmiş bu semtte , demişlerki bu semte yakışır bi tribün , başarılmış kısmen GEBZE dendimi,yer gök titrermiş.Benimde hayal dünyamda düşlerim yeşermiş.Tam Maraton ile kale arkasının birleştiği yerde kafes içerisinde 500 ESKİÇARŞI’lı , herkez atkılı,herkez formalı,kale arkasını boydan boya sarmış istanbul saltanatını yıkacağız pankartı.
Stad’da maç öncesi muhabbetler,üçerli beşerli oturmuş tayfa sağa sola.Sigaralara , alkollerle mırıldanan besteler.Köfte ekmek kokusu sarmış dört bir yani,mor beyaz bir karnaval havası her maç akın akın atkılı formalı insanlar.Zaman zaman yükselen “Bizzzz ESKİÇARŞI’lıyız ulaaan” sesleri,kimimiz ailemizi,işimizi manitamızı bırakmışda gelmişiz.Kimimiz manitamızdan ayrılamamış,onuda tutmuş kolundan getirmişiz maça hemde ne getirme,gelirken yolda giydiri vermişiz hemencecik mor beyaz formayı.İçeri girişteki o arbede,tribünde ki duruş ve santra ile üçlü sesleri… Bütün stad maç öncesi kaldırmış elleri havaya,resmen ALLAH’a dua ediyor…Ve Hakemin düdüğü ile şimşekler çakıyor.Birrr , ikiiiii , üçççç, Menekşee , Lay lay lay layyylayyyyyyy ooooo menekşeeee , ulan diyorum bu ses bi bizde bi ,bide ,bide bidesi yok be sadece bizde.Rakip taraftar gelmiş resmen bizi izliyor.Aslında onların olduğu yerde olmak vardı,bu tribünü izlemek gerçekten büyük onur ve şeref olması lazımdı.Aynı anda zıplayan insanlar,aynı anda açılan yüzlerce atkı.Son dakikalara kadar susmayan gırtlaklar… Biir şarkısın sen tadında besteler.Ulan hep bu alkolü fazla kaçırınca olan hayaller bunlar.Ama inanıyorum kardeşim,bugün olmazsa,bir gün mutlaka…
O arada çaktırmadan bağırıyorum kendi kendime hayal dünyamda!
GEBZELİYİZ ULAAAN Hemide ALLAHINA KADAR Ulaan !
ESKİÇARŞI Çocukları!
08 Şub 2009
Bir pazar sabahı,sabahı diyorum.Çünkü sabahın 7′sinde atıyorum kendimi yataktan.Uyuyamıyorum,fikstür bizden yana diyorum kendi kendime,bu gün beylere bi koysak Şampiyonuz ulan diyorum.O heyacanla giyiyorum elbiselerimi,üzerine mor ile beyaz ESKİÇARŞI atkımı.Hızlı hızlı yaptım kahvaltımı,bir an önce deplase organizasyonu ile ilgilenmek gerek diye düşündüm.Sarıyer maçındaki küfürlerden falan gelen cezadan dolayı nede olsa kendi yağımızda kavrulacak,kendi imkanlarımızla yapacaktık deplasmanı.Dışarı çıkar çıkmaz fark ettim.Bardaktan boşalırcasına yağan yağmuru bi gram gözümü kapatmadım,yürüdüm ona ve istanbul uşağı ibne hakemlere inat…
Bügün dedim , ne olursa olsun o armanın peşindeki o ESKİÇARŞI çocukları olacak orada dedim.Ve Stadın orada toplanı verdik.Parasına kıyan,armasının ve sevdasının peşine düşebilen sadece 42 ESKİÇARŞI ÇOCUĞU herkez mutlu herkez umutlu idi.Ne yağan yağmura nede kelimeler edip orada olmayanları düşünüyorlardı.Birkez daha deplase yolunda olmanın , o armanın peşinden kilometrelerce yol yapmanın sevincindeydiler.Otobüs yanaştı , sadece 1 oto yapabilmiştik.Tamı tamına bi oto , çünkü zengin çocukları değildik.Hızlı kahvaltıların yağan yağmrunun inadına sevdasının peşine düşen ESKİÇARŞI çocuklarıydık.
Bilindik deplasman muhabbetlerinden farklı birşeyler vardı sanki.Herkezin suratındaki o gülümseme tarif bile edilemezdi.Edilen makaralar,söylenen bestelerle karışınca daha bi ahenk katıyordu otobüsün içine…Yine beylerbeyi stadı gözüktü,yine biz yolu şaşırdık.İçimden diyorum bi cenabetlik var bu stadda,böylede olmaz ki kardeşim.Sonra iniyoruz üçbeş kişi arabadan,yapacak yok iş başa düştü çünkü.Hemencecik yolu kesiyoruz başlıyor koskoca otobüs geri geri gelmeye.Trafiği yönlendiriyoruz resmen bir kilometre o arabayı otabanda gerigeri getiriyoruz.Ve diyoruzki içimizden ulan be harbiden GEBZESPOR sevgisi engel tanımıyor.Tekrardan hucum ediyoruz otobüslere,yağmur hala yağıyor ama düşünen kim.Stadda yerimizi aldığımız an sanki şimşek çakıyor gökyüzünde mor beyaz maç başlıyor başlaması ile bi goool sesi duyuyoruz.Biz attık ulan attık diyoruz,inanamıyoruz , derken güzel oynayan takımımız ikinci golü buluyor.Biz artık o tribünde oleeey oley oley oleyyyy Şampiyon GEBZE nağmeleri ile inlemeye başlıyoruz.Yağmur bize inat dahada hızlanıyor,ama biz kaçmıyoruz.Yağmura inat ,soğuktan morarmış dudaklarımızdan Sevdamızı haykırıyoruz usulça rüzgara karşı.İkinci yarıda aynı güzellikte oyun oynuyoruz.85′i dakikaya kadar.. Ve yine istanbulun uşaklığını yapan hakemler çıkıyor piyasaya ve 85′den sonra 2 kırmızı 3 gol yiyoruz.Maç 3-2 bitmek üzere ESKİÇARŞI ÇOCUKLARI bütün gücleri ile küfür ediyorlar hakeme,ağlamamak için kendimi zor tutuyorum.Diyorum Allahım hak ettikmi biz bunları,kilometrelerce yol , bu hava ve o kadar şerefsize inat buralarda , armanın , sevdanın peşinden koşmuşken,biz bunları hak ediyormuyduk.
O otobüse geri biniyoruz binmesine ama,herkez sırılsıklam…Radyoda çalan güllü çok güzelde diyiveriyor.Ve herkez o şarkının içinde kaybediyor.Şimdi evdeyim,karnım tok.hem artık üşümüyorumda .Ama maçtan akılda kalan birşey uzun süre silinmeyecek zihinlerden.İbne hakem , orospu çocuğu fedarasyon.
Hayat’a güzel bakmak.
08 Şub 2009
Hastanenin bir koğuşunda üç kötürüm bulunuyordu. Bunlardan koğuşa ilk gelen pencerenin önüne, ikincisi ortaya, üçüncüsü ise kapı kenarına yatırılmıştı. Ortadaki hasta iyimser bir adam olduğu için neşeli konuşmalarıyla ötekileri de eğlendiriyor ve kederlerini azaltmaya çalışıyordu. Soğuk bir kış gecesi, pencerenin yanındaki hasta öldü. Onu kaldırdıktan sonra ortadaki hastayı pencerenin önüne, kapının yanındakini de ortaya yatırarak, boşalan yere yeni bir hasta getirdiler. Pencere önüne alınan iyimser adam, dışarıda gördüklerini arkadaşlarına anlatmaya başladı. Yol kenarındaki parkı, dev çınar ağaçlarını, cıvıldaşan kuşları, işlerine koşan insanları, neşeli çocukları ve karşı dağlardaki çiçek dolu tarlaları uzun uzun anlatarak, çaresiz durumdaki arkadaşlarını rahatlatıyordu. Adam, kısa bir süre sonra, gelip geçenlere isimler takmaya başladı. Öteki hastalar, artık sabah işe gidenlerin, seyyar satıcıların ve akşam vakti yorun argın eve dönenlerin öykülerini dinleye dinleye, onları gözleri önünde canlandırabiliyorlardı. Kısa süre sonra hastanenin ruha ağırlık veren havası dağılmış ve bi r türlü geçmek bilmeyen can sıkıcı saatleri tatlı öyküler doldurmuştu. Bir gün, ortadaki hastanın aklına bir fikir geldi. Eğer pencerenin önündeki hastaya birşey olursa oraya kendisi geçecek ve onun öykülerini dinlemektense, dışarıdaki renkli ve canlı yaşa m ı kendi gözleriyle görecekti. Bu düşünce, günlerce kafasında yer etti. Yattığı yerden hep bunu düşünüyor ve çareler araştırıyordu. Sonunda onu da buldu. Pencerenin önündeki hastaya bazen kalp krizleri geliyordu. Adam bu durumda komodinin üzerindeki ilacın a güçlükle uzanıyor ve odada hastabakıcı olmadığından ilacı kendisi alıyordu. Bir gece, pencere önündeki hastaya yine bir kriz geldiğinde, ortadaki hasta büyük bir gayretle doğrularak, onun ilacını deviriverdi. Şişe yere düşmüş ve paramparça olmuştu. Ertesi sabah, pencerenin önündeki hastayı ölü buldular. Ve onu kaldırdıktan sonra, ortada yatan hastayı cam kenarına geçirdiler. Adam, göreceği manzaranın heyecanıyla dışarıya baktığında, beyninden vurulmuşa döndü. Pencerenin birkaç metre ötesinde, simsiyah bir duvardan başka hiçbir şey yoktu
Gebze Spor Logosunun Hikayesi
01 Şub 2009
Yıl 1977-78 yılında 6 aylık bir uğraşı sonunda GebzeSpor’un logosunu çizen Doktor Şendoğan Tezyüksel, esin kaynağını ve logo çalışmasında neyi anlatmak istediğini o günlerde kaleme almış. Geniş bir GebzeSpor arşivine sahip olan Tezyüksel, ö
zenle sakladığı Gebzespor logosunu anlatan metni bizlerle paylaştı Sanatçı başkanın o gün kaleme aldığı logosunun hikayesini aynen yayınlıyoruz ;
“Gebze’nin üzerinde, bulut ve sis karışımı bir karaltı vardır. İnsanlar ve gençler, kahve köşelerine sıkışmış bir vaziyette sıkıntı içerisinde oturmaktadırlar. Birden gök gürlemeye ve şimşekler çakmaya başlar (amblemin aşağı doğru uzanan uuzantıları enerji ve kuvveti temsil ediyor) Gök gürlemesi arkasından yağmur indirir. Yağmur sonrası güneş çıkması ile birlikte gökkuşağı belirir. (iki kuvvet arasını birleştiren yay, gökkuşağını simgeler) Yağmur ve güneşin arkasından tabiat canlanır, insanlar mahalle aralarından ve kahvehanelerden güle oynaya çıkarak Koz pınarına doğru büyük bir coşkuyla varırlar. Etraf menekşe ve lalelerle doludur, gençliğin verdiği heyecanla hercailer(menekşeler) gibi sağa sola koşuştururlar …
Menekşeler Gebzeyi sarar, canlılık ve hercai dolu bir ortam olur, sonra el ele vererek kalplerini birleştirirler. (ortadaki beş bıranşı temsil eden beş menekşe yaprağı, kalp şeklinde gönül ve kalp birliğini anlatır ). Gençlerin birleşmesinden doğan enerji ile her branşta yıldız futbolcuların doğuşunu anlatmakta. Onlar mekezdeki güneşe (klübe) kalpleri ve enerjileri ile bağlanırlar . Ayrıca, bu güneşten aldıkları enerji ile birlikte ve beraberlikle yıldızlaşan gençler, kalp şeklindeki menekşe yapraklarına, oradanda merkeze uzanan bağlar ile, gecenin Gebze üstündeki karanlığı aydınlatan Yıldız hareleri ve ışıklarıdır . ( menekşenin etrafındaki yıldızlar, klüpten yetişecek yıldız sporcuları anlatıyor )
Sonuç : GebzeSpor’lu gençler, enerji ve kuvvetleri, ışıldamaları ile Gebze’yi gündüz ve gece her zaman aydınlatacaklardır.
Şendoğan Tezyüksel 1978 de kaleme almış Menekşe’nin ambleminin hikayesini. Gebze aslında hala üzerinde karabulutların olduğu, güçlü şimşeklerle arasıra aydınlanan, güneşe, yıldızlara Menekşe kokusuna, birlik ve beraberliğe ihtiyaç duymakta. Buggün hala GebzeSpor’u başarıya taşımak adına kafasında birtakım projeler taşıyan Şendoğan Tezyüksel’e bu kadar manalı bir logo çalışmasından sonra GebzeSpor’daki yıldızları sorduk, aradan geçen 27 yıldan sonra O logonun etrafındaki yıldızlar arasında kimler var?
GebzeSpor’u takım yapan, klüp yapan, bugünlere taşyan çok yıldız var esasında. Sporcu olarakta sayısız isimler var. Genç Milli takım kaptanı olan Seyfettin, Kocaeli sporda efsaneleşen Osman, isim saymaktan vazgeçiyor ve devam ediyor Tezyüksel; ” Aslında yıldız çok fazla. Ben size şunu sormak istiyorum, GebzeSpor, Bünyesinden yetişen kaç tane yıldıza sahip çıkılabildi. GebzeSpor’da yüzüne bakılmayan Kenan Yelek Süper Ligde Samsunspor’un takım kaptanı. Devran Ayhan Antepte harikalar yarattı. Bir çokları tanımaz Sedat Ankaragücünde banko oynuyor. Sadece bunlarda değil. Maalesef GebzeSpor alt yapısına gereken önemi vermedi. Aşağıdan yetişen Sporcular hep sahipsiz kaldı. Aslında bu takımı üst liglere taşıyacak potansiyel Gebze’de var, ancak sahip çıkılmıyor …
1978 yılında resmen GebzeSpor’un logosu olan bugün sporcularımızın göğsündeki amblemin temeli olan 5 menekşe yaprağı GebzeSpor2daki şu beş branşı temsil ediyor, Futbol , Basketbol , Atletizm , Masa Tenisi , Güreş. Tezyüksel bunu; tüm spor branşlarını kapsayan (Saha, “Futbol, Beyzbol, ABD Futbolu…” Salon “Basketbol, Voleybol, Hentbol…. ” Pist, Atletizm, Cirit-Gülle Atma , Engelli Koşular … Masa Tenisi Bilek Güreşi, Bilardo … Minder, Güreş Uzakdoğu Sporları … gibi düşünmüş )