Ben küçüktüm küçücüktüm Annem hep derdi yer yüzünde melekler vardır diye ; Bu Yaşıma gelene kadar hep sağda solda yer yüzündeki melekleri aradım.Ara Ara gözükselerde hiç bir zaman konuşamadım ellerini tutamadım. Umutlarımın ara Ara Kesildiği vakitte birden olan oldu Zamanın durduğu İşte O zaman  karşılaştık,oturduk,konuştuk. Harbiden Varmış Yaa Yer yüzünde  Melekler,Kanatları yok ama iyiliği Melekleri kıskandıracak Cinsden Derdini dinlemesi Sırdaşlardan öte yerde

Aramızda Uzun Mesafeler olsa bile Sıkıldığımda,Yanlız hissettiğimde kendimi hemen yanıbaşımda oluyormuş gibi Hissediyorum getirdiği İyilikleri.Artık benim dostum oldu Dosttan öte derdimi anlattığım paylaştığım biri O kadar iyiki Mutluluğu götürüyor ikimizi.

Seni kelimeler Anlatamaz Meleğim,Dostum,Arkadaşım,Sırdaşım Karanfiller Ülkesinde herşey çok güzel O Güzellik Senin Kalbinin Güzelliğidir.

Büşra İyilikler Hep Seninle olsun.

Dua

09 Tem 2007

KÜÇÜK ÇOCUK, deniz kenarına oturmuş, gözlerini de ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hâli, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Yaşlı adam, seke seke onun yanına gidip:

— Merhaba delikanlı!. dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi?

Küçük çocuk, başını çevirmeden;

— Ama rüzgârlı, dedi. Topum denize düşünce sürükleyip götürdü.

Adam, çocuğun yanına oturup:

— Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım!. dedi. Ama şimdi adım bile atamıyorum.

Küçük çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı. Yaşlı adam, sakin bir ses tonuyla:

— Ümidini hiçbir zaman kaybetme!. dedi. Bence dua etsen çok iyi olur.

Çocuk, büyük bir sevinçle:

— Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi?

— Allah isterse eğer, ona öğretir!. dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de, duaların sevabı sana yeter.

Küçük çocuk, yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra, her okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda sıraladı. Daha sonra da, topun dönmesi için Allah’tan yardım istedi. Ama üzüntüsü azalmamıştı. O topa bir sürü para harcamış, bayram parasını bile ona katmıştı. Şimdi artık tek şansı, bazen olduğu gibi, rüzgârın âniden yön değiştirmesiydi. Ama deniz çok büyüktü, topu ise küçücük.

Akşamüstü hava biraz daha sertleşti. Ve güneş batmak üzereyken sandallar döndü. Çocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandı. Yaşlı adam, hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı. Sonunda onu bulup:

— Avınız inşallah iyi geçmiştir!. dedi. Eğer varsa, birkaç kilo alabilirim.

Sandaldaki adam, bir kova içindeki balıkları gösterip:

— Zaten ancak o kadarcık tutmuştum, dedi. Denizde “av” diye bir şey kalmadı.

— Dua etmeyi denediniz mi? diye atıldı çocuk. Ümidinizi sakın kaybetmeyin!.

Balıkçı için her şey tesadüftü. Bunun için de “rasgele” derlerdi. Ama şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi.

Çocuğun yanaklarını okşarken:

— Dua ha!. diye mırıldandı. O zaman tutar mıyım?

— Tutamasanız bile, duaların sevabı size yeter, dedi çocuk. Bunu yeni öğrendim.

Balıkçı, böyle bir sözü ilk defa duyuyordu. Başını ağır ağır sallayarak:

— Ben de yeni öğrendim!. diye gülümsedi. Üstelik de küçük bir öğretmenden.

Çocuk, bu sözlerden çok hoşlanmıştı. Artık topun gitmesine üzülmüyordu. Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken, balıkçı tekrar sandala yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı. Bir top vardı orada. Henüz ıslak olduğundan, ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu.

Balıkçı, onu çocuğa uzatıp:

— Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez!. dedi. Bunu biraz önce denizde buldum!.

Küçük çocuk, rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin yaşandığı bir rüya. Aceleyle sağa sola bakındı. Ama her şey gerçekti. Balıkçı da, sandal da, ihtiyar da… Topu ise, işte ellerindeydi. Ona sıkıca sarılıp:

— Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. dedi. Ya dua etmeseydim ne olurdu?

Saçma düşlerim.

05 Tem 2007

Elin buz gibiydi.Ne kadar soguktu bakışların.Bir ulaşılmaz hayalken karşımda ,kırılmış bir cam gibiydin….

Yıkılışına saygılıyım .Uğrunda tükettiğim zamanlarsenin gelecek günlere özlemin olsun.

Kırdılar değilmi?

Anlamadılar bakışlarındaki gizemi,bakmasını bilemediler değilmi. Öyleya nerden bilecekler neyi sevdiğini,neleri düşündüğünü,hayallerini,sevginin boyutunu,bir gul yapragının senin için ne ifade ettiğini ,nerden bilecekler…
söylesen de bişey ifade etmez onlar için çünkü ruhun bende.. giremezler düşlerine….

Düzelt kendini..bakma sözlerime.Çektirdiklerin yüzünden senden intikam alacak değilim.Bunu yaparsam ne farkımkalır seni benden koparıp uzenlerden..

Hani bier şey söylemiştim hatırlarsan, Hazırlayacağın sonlarını iyi düşün sevmeye sonra hazırlan..

Kahretsin! Beni haklı çıkardın.

Sana sunacağım yaşama,senin beni seveceğinden daha bi çok uzağım.Yakınsamalarım guzel gözlerin içindir.Dost bilinmezliğinde bir aşk provasındadır artık kalbin.

OLSUN

Sıcak tut ellerini.Üşütme sana verdiğim o iklimsiz yoğunsuz,renksiz,kokusuz gülleri.

Şimdilik hoşçakal.Hayatını çıkmazlardan koru,çıkarcılardan uzak tut.

VE

Kurduğum bu düşü ve olmayan mektuplarımı unut…

21 Haz 2007

Çook eski zamanlarda Güzellik ve Çirkinlik varmış,güzellik birgün deniz kıyısına gitmiş,denize girmek için kiyafetlerini çıkarmış ve denize girmiş. Aradan bir süre geçmiş ve Çirkinlikte deniz kıyısına gelmiş ve güzelliğin çıkarmış olduğu elbiseleri görüp beğenmiş ve Kendi elbiselerini çıkartıp onları giymiş Bir Müddet sonra denizden çıkan Güzellik elbiselerini göremeyince mecburiyetten çirkinliğin elbiselerini giymiş.

Ne hikmettir ki ;

O Gün Bu gündür İnsanlar neyin güzel neyin çirkin olduğunu fark edemezler.

biliyormusun ben ?

21 Haz 2007

Kırgın, yorgun ve sessiz bir sonbahardı.Bildiğim ve özlediğim bir şehirden geçiyordum.Bir nefeslik sigara, demli bir çay ve dost sohbetiydi, kısacık zaman dilimlerine sığdırmaya çalıştığım. Akşamı giyinmiş tam gitmek üzereyken gördüm seni. Hiç konuşmadan hatta umarsızca baktın bana. Minik parodilerle süslenmiş ve yaramazlık yapmadan duramayan haylaz bir çocuğun, hınzırca gülümseyişi gibi oldu tanışmamız, tanıştırılmamız…Nereden bilebilirdim, bu giderayak dudaklara yapıştırılan gülümseyişlerin, yerini sevdaya bırakacağını…Kaçamak bakışlara gebe kaldı gözlerimiz ve aslında gözlerinde gözlerimi gördüğümü kimse anlamadı, kimse farketmedi hüzünlerimizin seviştiğini….

Acılardan ve vedalardan geçen, artık olmaz diye direten bir yürek mahzunluğu vardı ortada, kahkahalarla örtmeye çalıştığımız. Çok sonraları farkettik, örtmeye çalıştıkça bu mahzunluğun ortaya çıktığını. Direndik..Direndik bir zaman tutulmamak için aşka. Oysa, gideceğini söyleyip de, göndermediğim bir sabah ayazında şekillenmişti cenin yorgun yüreğimde.Başım döndüğünde anladım, canlanmaya başladığını bir sevdanın içimde. Artık çok geçti ve büyüyordu sevda, hüzünle ve hasretle beslenerek…

Yolların sana gelirken kısaldığı ve senden giderken uzadığı akşamlarda dokunduk birbirimize. Maskelerimizi kapı girişlerinde bırakarak, seyircisiz ve alkışsız sahnelerde seviştik. Seviştik ve çoğaldık farketmeden. Her buluşma bir coşku, her ayrılık bir acı bıraktı yüreklerimizde. Uyurken seyrettiğim yüzün, hasreti törpüledi kilometreler ötesinden…

Kalabalık korkularımız, evlat edindiğimizi sandığımız acılar ve peşimizden itinayla gelerek bizi takip eden endişelerimiz vardı.Sen umursadın, ben görmemezlikten geldim. Acılar paylaşılır dedim, sen paylaşılamayacağını savundun.Sarıldım sana bu savunmaların içinden. Gülmeni, sevginden önce istedim.Gülmenin gözlerine yakıştığını gördüğüm an..Oysa gülüşlerimiz bile hüzünlüydü gözlerimizde.Gözlerimizdeki bu hüzün çağırmıştı belki de sevdayı yüreklere,hiç beklemediğimiz bir an, ummadığımız bir gecede…

Şimdi gecelerde,babasını arayan bir sevdayı emziriyorum.Nerde diye sorduğunda, işleri var, şimdi gelecek, diyerek yalan söylediğim sevdayı. Bilse seni kırdığımı, incittiğimi, beni bir daha sevmemesinden, ayaklanıp gitmesinden korkuyorum.Kendi söylediğim yalanlara, kendim inanmaya başlıyorum.Gecelerde,sevdam uykuya dalınca, sessizce ağlayıp, affedilmem için dualar ediyorum.Gecelerde, en çok seni özlüyorum…

Sessizce gelişin, sessizce gidişin oldu. Dudaklarım cezasını konuşmayarak çekecek, gitmene sebep onlar oldu. Ruhumu çıkarttım, yıkadım ve askıya astım. Kimse görmesin, beğenmesin diye. Geldiğin gün giyinip, karşına öyle çıkacağım.

Biliyor musun, ben hiç yağmurda dans etmedim. Belki de yağmur olan sendin, seninle dans etmek istedim…

Abi be..

21 Haz 2007

Abi be… Biz bu zamana kadar gelebilmek için ne badireler atlattık, ne oyunlar döndü etrafımızda; kimine kandık, kimine göz yummadık… Abi be… Biz neler yaşamıştık seninle hatırlıyor musun, sabahlara kadar içtiğimiz zamanlarda saçma sapan konuşmalarımı hatırlıyor musun halen? Bazen sus pus olup, birbirimizin gözlerinin içine boş gözlerle bakarak, sonra birden “ne bakıyorsun oğlum?” dedikten sonra kahkahalara kapıldığımızı ve sonrasında yine saçma sapan konulara karıştığımız oluyordu… Abi be… Bu hayat çok acımasızmış ben bunu anladım artık yıllar sonra… İnsana verdiği öfkenin, acının sana yıllar sonra bir tecrübe olarak döneceğini sonradan fark edebildim ben. Abi… Seni eskiden tanısaydım belki de bu kadar tecrübeyi daha kısa zamanlarda da yaşayabilirdim… Hayatın içtensizliğini, sahteliğini sen olmadan yarım yamalak görebildim ben…

Abi be… Biliyor musun aslında insanların tek sahip olmak istedikleri şeyin mutluluk olduğunu? Aslında bunu sen öğretmiştin bana fakat zamanla ne olduysa bize mutlu olmak için başkalarını da kırdık bizler. Umarsızca, hesapsızca, yargısız sorgusuz nice insanın yüreklerini parçaladık… “Aman bir şey olmaz, süründüreceksin!” diyip kimleri incitmedik ki? Sonrasında pişman olduk, olduk ama… bu sefer de kendimize alışkanlıklarımızdan dolayı yine hakim olamadık. Abi be… Biz çok günah işledik.

Abi be… Hatırlıyor musun seni işyerini kapattığımdan sonra bile burada olduğunu? “Hadi gidelim abi, geç oldu…” dediğimde bile beni umursamadığını ve senin o dalgınlığını..? İnsanları kırıyorduk ikimiz, hiç sorgu – sual dinlemeden. Birbirimizi de kırıyorduk bu alışkanlığımızdan dolayı…

Biz çok sevdik be abi… Ama karşılıklarını ya alamadık ya da aldığımız zamanlarda bizlerin önüne çok engeller çıktı. Sevgisizliğe mi mahkum edildik, yoksa biz sevginin içinde sadece küçük oyuncular mıydık bilemedik…

Sonra biz o yüreğin içinde kaçak işçiler gibi çalıştık abi… Terledik, didindik, uğraştık… Ve yükseldik, büyüdük… Ama bu sefer abi; ortada kalpten eser yoktu. Kırılganlaşmış vücudumuz artık bu kötülükleri istemiyordu, zorbalığa itiyordu bizi istemeden de olsa… Abi be… Sonra ne mi oldu? Biz de o kötülerden olduk… Kötünün kötüsü olduk bizlerde… Ben yine iyiliğe sürüklemek isterken kendimi, sen hep beni kolumdan tutup, “Sıra bizde! Kimseye göz yummak yok!” diyordun be abi… Şimdi hep kötü olduk biz abi… İçimiz dışımız kapkara olmadı mı abi?..

Hayatın bunca çilesinde halen ayaktayız ama kötü tarafındayız. Devir artık öyle değişiyor ki, insanın kimin yanında olmasını düşünmesi bile bazen bizi paradokslara sürüklüyor. Kimseye güven kalmamış, kime güvenirsen, taşı kaldırdığında altından bir yılan ürpertici ısırığını vücuduna şırıngalıyor ve bizler daha da inciniyoruz daha da temkinli olmaya çalışıyoruz. Sevmenin, insanlığın ne demek olduğunu unuttuktan sonra, güvenmek yada güvenmemek kimin umurunda be abi?

Abi be… Ben yine sevmek istiyorum…

Senin için..

21 Haz 2007

Savaşıyoruz kelimelerle.
Kavgamız gürültüsüz,
Sözlerimiz kalp kırmıyor,
Bakışlarımız sanki silahlarımız.
Öldürmüyoruz birbirimizi
Sürünüyoruz;
Ben sende kalmışım
Yüreğinde hapis,
Sen bende misafir
Sanki gitmeye niyetli.

Canını sıkan şeyleri
Öğrenme telaşında aklım.
Kendine yetmiyorken bu beden
Seninle uğraşmasının anlamsızlığını bile
Anlayamıyor.
Savruluyor ardında
Rüzgarı efkar,
Unutmaktan gayrısında
Hep umutsuz…

Bitmesin istiyorum.
Savaşalım
Belki daha fazla kavgada
Belki daha fazla kalp kırıklığında
Bir birliktelik olur.
Belki de bu saçmalık olur
Bilmiyorum,
Sadece seni istiyorum.

Gitmeni istemiyorum
Kalmanı istediğim kadar.
Ve seni seviyorum
Beni sevemediğin kadar.

Unutulmayacak,
Hep hatırlanacak kadar…

Sanıktın.
Bir sevgiyi ağır yaralamıştın.İnfazın haziran ayına gömüldü ve anılara.
AYRILIK:1
SEVGİ :0
YER :Kalbim
Sevgi mağlup oldu.O hep kazanırdı oysa.Sonrası ne yazılır,ne anlatılır.
Ne yazılır?
Ne anlatılır?

Mutluluk Nerede ?

21 Haz 2007

İnsanoğllu mutluluğu hep hor kullanıyormuş…

hep şikayetçi hep bıkkınmış..

irgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler…

saklayalım, zor bulsunlar

zor buldukları için belki kıymetini bilirler diyerek başlamışlar

tartışmaya…

Sorun büyükmüş…

Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü…

Kimisi:

“Everest’in tepesine saklayalım “demiş.

“Atlas Okyanusu’nun dibine ” demiş.

Tac mahal’in kubbesi,Mekke sokakları,italyan sofrası..

Bir hastanenin yenidoğan odası,dondurma külahı,şarap şişesi…

Sigara paketi,lale bahçesi..

çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş…

Derken meleklerden biri:

İÇLERİNE SAKLAYALIM ” demiş…

“kimsenin aklına gelmez içine bakmak!!!”

İşte o gün bugündür mutluluj insanın kendi içinde saklıymış…

Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor.Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü..

Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk ..

Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir seyde…

Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun…

siz dışını boşverin , içine bakın…

Sitem daha yeni yazılarımda öyle satafatsız berbat olmasıda normal Kusuruma bakmayın!

Hayat Aslında her zaman istediğimiz gibi gitmez Ama biliriz. Mutlu olmak için elimizden geleni yaptığımızı nedendir bilinmez ama ne mutlu olmuşuzdur nede Mutluluk için verdiğimiz Mücadele tamam-i ile doruk noktaya ulaşmıştır.

Bazen Soruyorum kendime ;

Neden bukadar mutsuz neden bu kadar yanlızım diye ama bu dünyada acı çile olmasaydı Cennetteki Nimetlerin nasıl farkına varabilirdikki ? Cılız omuzlarımıza Bir Milletin kaderini yüklemiş Yaşama savaşını başlatmışızdır.Güzel günler görmeliyiz Güneşli günler Parolamız bu olmalı. Ama Nedendir bilinmez ama Güneş bizim bulunduğumuz topraklara hiç Mutlu olarak doğmamıştır.

Mutluluk Karanfiller Ülkesinde ve karanfiller ülkesinde herşey çok güzel

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.